Türkiye Cumhuriyeti

Berlin Başkonsolosluğu

Konuşma Metinleri

18 Mart Şehitler Günü Konuşması, 18.03.2010

Sevgili Vatandaşlarım,
Saygıdeğer Konuklar,
Büyükelçiliğimizin Değerli Mensupları,
Basınımızın Değerli Üyeleri,

Çanakkale Savaşlarının 95. Yıldönümünü ve Şehitler Günü'nü sizlerle birlikte kutlamak üzere bir araya gelmiş bulunuyoruz.

Birinci Dünya Savaşı içinde, tarihin en kanlı sayfalarından biri olarak bilinen Çanakkale Savaşları, Türk'ün sayısız zafer, şan ve şerefle dolu tarihinin en parlak sayfalarından biridir. Çanakkale Savaşları, Türkiye Cumhuriyeti`nin ulus devlet olarak tarih sahnesine çıkışının habercisidir. Dünya tarihinde birçok önemli gelişmeye yol açan bir dönüm noktasıdır.

Ancak hepsinden önemlisi, bir milletin kutsal saydığı vatan toprağını savunmada gösterdiği benzersiz azmin ve mücadelenin, tükenen bir devletin yerine yenisini kuracak güçlü yeni ruhun ve 20. yüzyıla damgasını vuracak bir liderin, bir dahinin; Mustafa Kemal Atatürk’ün doğuşudur.

Şanlı tarihimizdeki bu önemli zaferin gerek Türkiye bakımından gerek küresel anlamda siyasi, ekonomik, sosyal ve askeri sonuçları büyük olmuştur.

Birinci Dünya Savaşı arifesinde Osmanlı Devleti yüzyıllar süren duraklama ve gerileme döneminin son aşamasında bulunuyordu. İçeride ve dışarıda büyük siyasi, ekonomik ve sosyal sorunlarla karşı karşıya idi. Roma İmparatorluğundan sonra kurulmuş olan tarihin ikinci büyük imparatorluğu çökmek üzereydi.

Avrupalı devletler arasında 19. yüzyıl boyunca giderek artan rekabetin 20 yüzyılda I. Dünya Savaşına dönüştüğü uluslararası ortamda Osmanlı Devleti esasen kendine ait olmayan bu savaşa sürüklenmiş ve savaşta alınan yenilginin bedelini ağır ödemiştir.

Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşı boyunca birçok cephede çarpışmıştır. Ancak bu büyük savaşta en önemli ve en kritik cephelerden biri Çanakkale Boğazı olmuştur. Çanakkale Boğazı, coğrafi ve stratejik konumu ve önemi itibariyle, Akdeniz’i Karadeniz’e, Avrupa’yı Asya’ya bağlayan stratejik bir su yolu olarak tarihin en eski çağlarından bu yana sürekli mücadelelere sahne olmuştur.

Çanakkale savaşlarını değerlendirebilmek için Osmanlı devletinin durumu ile dönemin büyük devletlerinin Türk Boğazları üzerindeki ulusal emellerini kısaca hatırlamakta fayda vardır.

Birinci Dünya Savaşı öncesinin başlıca büyük devletlerinden Almanya’nın, “doğuya genişleme politikası”, Rusya’nın sıcak denizlere açılma emelleri; İngiltere’nin, “denizlere egemen olan dünyaya hakim olur” teorisinden hareketle özellikle XIX. yüzyıldan itibaren güttüğü Çarlık Rusyasının Akdeniz’e çıkmasını engelleme siyaseti her zaman Türk boğazlarında düğümlenmiştir.

Çanakkale Cephesi, İngilizlerin ve Fransızların İstanbul'u ele geçirmek ve içeride zor duruma düşerken Almanya’ya karşı gerileyen Çarlık Rusyasına yardım etmek temel amaçlarıyla açılmıştır.

İtilaf devletleri için Çanakkale Boğazı, doğu cephesinin en müsait, en zayıf, ancak bir o kadar da önemli hattını teşkil etmekteydi. Bu hattın açılmasıyla Çarlık Rusyasına takviye gidecek, batı cephesinin yükü hafifleyecek, dolayısıyla savaş kısalacaktı.

Osmanlı Devletinin savaş dışı bırakılmasıyla, muhtemelen Balkan devletleri ve İtalya da "itilaf" devletleri yanında savaşa katılacaklardı.

Nitekim, dönemin İngiliz Donanma Bakanı Churchill, cephenin açılmasında büyük çaba göstermiş ve başarılı olmuştur. Türklerin askeri gücünü ciddiye almamış, bu cephede cereyan edecek savaşı basit ve“sınırlı bir cezalandırma hareketi” olarak görmüştü.