Türkiye Cumhuriyeti

Berlin Başkonsolosluğu

Konuşma Metinleri

Uluslararası Anadili ve Çok Dillilik Paneli Konuşması , 20.02.2011

Almanya Türk toplumu açısından çok önemli bir konuda; Berlin Brandenburg Türk Veliler Birliği tarafından düzenlenen uluslararası anadili ve çok dillilik panelinde sizleri selamlamaktan duyduğum memnuniyeti belirtir, başarı dileklerimle, bu organizasyonun düzenlenmesinde emeği geçenlere ve katılanlara teşekkür ederim.

Bildiğiniz gibi, vatandaşlarımızın başta çalışmak ve iş sahibi olmak üzere çeşitli nedenlerle Almanya’ya 50 yıl önce başlattıkları göç hareketi kalıcı bir hüviyet kazanmıştır. Bugün üç milyon nüfusu ile Almanya’da en büyük ikinci göçmen grubunu oluşturan Türk toplumu için eğitim sorunlarının, diğer sorunlar yanında öncelikli konumu dikkat çekmektedir. Okul türlerine göre dağılımları, mezuniyet oranları, meslek edinebilme ve yüksek öğrenime geçiş başarılarına ilişkin göstergeler, Alman eğitim sistemi içinde eğitim gören yarım milyonu aşkın Türk kökenli öğrencinin, çoğunluk toplumu ve diğer kültürel azınlıklara kıyasla eğitim bakımından henüz arzulanan düzeyde başarılı olamadığını ortaya koymaktadır.

Eğitimde fırsat eşitliğini sağlamak, okul başarısının, sosyal ve göçmen kökene olan bağlılığını azaltmak amacıyla, Berlin eyaletinde başlatılan ortaöğretim reformunun sunacağı fırsatlardan çocuklarımızın en iyi şekilde yararlanabilmesi için, velilerimizin eğitim konusunda uzmanlaşmış sivil örgütlenmeler vasıtasıyla bilgilendirilmeleri büyük önem arz etmektedir.

Çok boyutlu ve karmaşık bir yapıya sahip olan eğitim başarısızlığının temelinde, eleyici okul sistemi, yetersiz aile desteği ve Almanca dil eksikliği olduğu bilinmektedir. Almanca eksikliği ile okula başlamamaları için çocuklarımızın erken yaşlarda ve sürekli olarak anaokullarına gönderilmesi tavsiye edilmektedir. Ancak bunu yaparken Türkçe öğrenmenin Almanca öğrenmeyi engelleyeceği, adeta uyumu baltalayacağı şeklinde yaklaşımlara velilerimizin itibar ettikleri izlenmektedir. Bu tür yanlış tutumların çocuklarımızın gelişim süreçleri açısından tehlikelerine dikkat çekmek isterim.

Çocuklarımızın içinde bulundukları iki kültür arasında bir bütünlük içinde yetişebilmeleri için ailede öğrenilen dilin ve o dilde kazanılan kişilik gelişiminin ve kültürün küçük görülmemesi gerekir. Aksi davranışlar, yaşıtlarıyla aynı gelişimi gösteren ve büyüklerinden teşvik bekleyen çocuklarımızda “aşağılık” duygusu geliştirebilir, onların kendi kültürlerini ve ailelerini küçük görmelerine neden olabilir. Bu durum diğer kültürlerden gelen çocuklarla iletişim kurmalarına engel teşkil edebilir ve problemli çocuk sayısının artmasına neden olabilir.

Uzmanlar, aşırı uçlara ve suça itilmeye karşı en güçlü önlemin, kendi öz dilleri ve kültürleriyle desteklenmiş, benlik saygısı gelişmiş, çağdaş bir eğitim olduğunu söylemektedir.

İki dilli ve çok kültürlü ortamda yetişen çocuklar için benlik saygısının gelişimi s